Liderliğini ABD’nin yaptığı Küresel Sistemin oluşum biçimine bakalım. Küresel Sistem, küresel kurumlar ve ortaklıklar altyapısı inşa edilerek hayata geçirildi. Sonrasında ABD, inşa ettiği bu sisteme liberal düzen elbisesi giydirdi.
Küreselciler kendi sistemlerini yaygınlaştırmak için dünya insanlığının önüne bir kılıf koydular. Şunu söylediler:
“Uluslararasıcılık sınırları yıkıp dünyayı küreselleştirme projesi değildir; sistemimiz millî refah arayışında ekonomi ve güvenlik alanlarında birbirine bağlılık hâlinin giderek artan karmaşıklıklarını yönetmekle ilgilidir.”
Aslında bu sadece bir aldatmacaydı. Bilim, teknoloji ve sanayiciliğin harekete geçirdiği; derinden, bütün dünyayı saran dönüşümler veya modern toplumları giderek karmaşıklaşan ve birbirine bağlı hâle gelen bir dünya sistemini yönetmek isteyen Küresel Anlayış, kendine taban sağlamak istiyordu.
İçinde yaşadığımız bu asırda birçok sorun insanlığın geleceğini tehlikelere sürüklüyor. İklim değişikliği, salgın hastalıklar, mali krizler, başarısız devletler, nükleer yayılma ve yapay zekâ devriminin tehditleri gezegenimizin geleceğini bilinemez ve öngörülemez bir uçuruma doğru sürüklüyor.
Korona virüs salgın hastalığıyla tetiklenen süreç; Rusya-Ukrayna savaşı, kısa ölçekli İsrail-İran çatışmaları, Suriye’de yeni bir dönemin başlangıcı ve Afrika’daki küçük grup çatışmaları, uluslar aşırı tehlikelerin ilk işaret fişeği oldu.
Başta ülkemiz olmak üzere devletlerin ve milletlerin Covid-19 olarak adlandırılan bu virüsten temelli kaçması, yeni çıkacak salgınlara karşı hazırlıklı olması ve her türlü biyolojik saldırı karşısında saklanarak ya da savaşarak bu küresel tehdidi kısa sürede alt etmesi mümkün değildir.
Çünkü bu tür salgın hastalıkların sınırlara saygısı yoktur. Küresel bir salgın karşısında sorumluluk, zorunluluk ve ortak değer anlayışı kaçınılmazdır.
Dünyanın geleceğini okumaya çalışan birçok akıl, gelecek yüzyılda liberal dünya düzenini rehber edinen Küresel Sistemin sonunun geldiğini görmektedir.
Çin’de ortaya çıkan ve daha sonra tüm dünyaya yayılan Covid-19 virüsü, tüm insanlığı tehdit eden büyük bir soruna dönüştü. Yeni Korona virüsü ve onun yol açtığı ekonomik ve toplumsal yıkım, küresel düzenin parçalanmasını ve çöküşünü hızlandırmaya başladı.
Geldiğimiz noktada devletlerde milliyetçilik ve ulusalcılık akımları giderek etki alanını genişletecektir. Dünya genelinde “büyük güç” olarak tanımlanan devletlerin diğer güç odaklarıyla mücadelesinin her geçen gün artacağına tanık olacağız.
Birinci ve İkinci Dünya Savaşları sonrasında şekillenen bazı merkezler arasında, özellikle Avrupa Birliği içinde stratejik ayrışmanın önümüzdeki iki yıl içinde daha da netleşeceği görülecektir.
Bugün dünya genelinde küresel bir salgınla mücadele eden ülkelerin ne kadar güvende oldukları sorusu hâlâ cevapsızdır. Temenni etmiyorum ve bir felaket senaryosuyla korku yaratmak istemiyorum; ancak kişisel öngörüm, salgın hastalıklar ve onların doğuracağı ekonomik sorunlar nedeniyle en güvende olmayan ülkelerde askerî müdahalelerin ve sonu gelmeyen savaşların yaşanabileceği yönündedir.
Küresel sistem, milletlere ve devletlere neden kendi kaderini tayin hakkını, bireysel hakları, ekonomik güvenliği ve hukukun üstünlüğünü çok görmektedir?
Güvenlik iş birliği, ekonomik iş birliği ve siyasi iş birliği söylemleri altında kapsayıcı bir yaklaşım sunulsa da düzenin mimarları, hükümetlere ekonomilerini istikrarlı kılmaları için ihtiyaç duydukları alanı ve araçları vermezken; serbest ticaret ve serbest piyasa kapitalizmini dayatmaktadır. Bu durum, küresel ekonomik gücü elinde tutanlar ile bu sistemi kullanmak isteyenler arasında kaçınılmaz bir çıkar çatışması yaratacaktır.
Sonuç ne olacaktır diye soranlara kişisel kanaatimi açıkça ifade edeyim:
Küresel Sistem ve onun ekonomik anlayışı yenilecektir.
