Biz insanoğlu yaşamı algılamaya başladığımız andan itibaren iki güçlü olgu tarafından yönlendiriliriz. Ölene kadar bizi yöneten bu iki olgudan biri duygularımız, diğeri ise mantığımızdır. Huzurlu ve mutlu bir hayat için bu iki olgunun az ya da çok dengede tutulması gerekir.
Şöyle ki; insanın duyguları bir olay karşısında ağır bastığında gerçeklikten uzaklaşılır. Bu durumun neticesinde ise yanlış kararlar, hayal kırıklıkları ve başarısızlıklar kaçınılmaz olur. Öte yandan insan aşırı mantıkçı bir yaklaşım sergilediğinde, insani değerlerden ve maneviyattan kopmaya başlar.
Şu yalan, fani ve geçici dünya hayatında bizi biz yapan çok önemli değerler vardır. Toplumsal birlikteliği güçlendiren; insanın onurlu, huzurlu ve mutlu bir yaşam sürmesinin olmazsa olmazı olan ve ne yazık ki aşınmaya yüz tutan üç önemli değerle ilgili görüş ve düşüncelerimi paylaşmak isterim.
Makaleme konu aldığım bu üç önemli değer saygı, sadakat ve samimiyettir. Bu değerler, monotonlaşan ve sıradanlaşmaya başlayan hayatımızı zenginleştiren; dostlukları sağlam temeller üzerinde ayakta tutan kıymetli kurallardır.
Saygı, gönül dünyamızda yeşermeye başladığı andan itibaren bu duyguyu samimiyet, sorumluluk ve sadakat izler. Bu değerlerin üzerine ise dürüstlük, doğruluk (adalet), çalışkanlık ve son olarak olgunluk inşa edilir.
Samimiyet, içtenlik anlamına gelir. Kişi gösterdiği ilgide, söylediği sözlerde, savunduğu değerlerde, yaptığı ibadette ve benzeri tüm davranışlarında sahte değil, samimi olmalıdır. Özellikle şu tespiti yapmak isterim: Samimi olmayan insanlar güvenilmezdir.
Samimi olmayan insan yüzünüze karşı başka, arkanızdan başka davranır. Toplum içinde farklı, yalnızken farklı bir tutum sergiler. Oysa samimiyet, iyi insan olma yolunda temel taşlarından biridir. Zira samimi olmayan bir insan, diğer değerleri geliştiremez.
Saygı kavramına bakışım ise şudur: Kişi, kendisi paylaşmasa bile içinde bulunduğu toplumun değerlerine saygılı olmalıdır. Bunu başaramayan insanlar topluma yabancılaşır ve ondan uzaklaşır. Bu durum, bireyin yalnızlaşmasına ve zamanla agresifleşmesine yol açar.
Ayrıca saygılı kişi, kurumlara karşı da saygılı olmalıdır. Toplumda bazen bir kurumun başındaki kişiye saygı duyulmasa bile, o kişinin temsil ettiği tüzel kişiliğe saygı gösterilmelidir.
İnsan; ailesine, milletine, ülkesine, ekmek yediği kente, yaşadığı çevreye ve mesleğine karşı sorumluluk duymalıdır. Sorumluluk duygusu gelişmemiş insanlar yalnızca kendi menfaatlerini gözetir ve günübirlik yaşarlar. Günün koşullarına göre çıkarları hangi yöndeyse o yöne meylederler.
Bu tür insanlar, bazı konulardaki bilgileri çarpıtarak yanlış bilgilendirmeler yapabilirler.
Sadakat ise insanı insan yapan en önemli değerlerdendir. Milletin vergisiyle yaşamını sürdüren bir kişi; milletine, bayrağına, ülkesine, ekmek yediği şehrine ve çalıştığı kurumuna sadakatle hizmet etmelidir.
İnsan, kişilere kızıp kurumunu ya da ülkesini başkalarına kötülememeli; aksine gördüğü problemlerin düzeltilebilmesi için gayret göstermelidir.
Yukarıda belirttiğim özelliklere sahip bir insan, ideal insan olarak değerlendirilebilir. Ancak dünyada bir yer edinmek isteyen toplumlar; şirketlerinin ya da kurumlarının yönetim koltuklarına, bu özellikleri en çok taşıyan kişileri getirmeye çaba göstermelidir.
Evet; maddeleşen, çıkara dayalı ve güce teslim olmaya başlayan yaşamda, her geçen gün samimiyet, güven ve saygı noktasında ciddi sıkıntılar yaşanmaktadır. Bu süreçte gerçek dost bulmak neredeyse imkânsız hâle gelmiştir.
Hayatı güzel insanlarla yaşamak kadar değerli ne olabilir ki?
