Dosya 3: Terörsüz Türkiye - Haziran Temmuz Kıskacında Ankara

Dosya 3: Terörsüz Türkiye - Haziran Temmuz Kıskacında Ankara

Devlet Aklı ile İmralı Vizesi Arasında: Haziran-Temmuz Kıskacında "Terörsüz Türkiye" Yasası
Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), cumhuriyet tarihinin en hassas, en sancılı ve bir o kadar da stratejik yasama süreçlerinden birine sahne olmaya hazırlanıyor.
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un liderliğinde yürütülen ve geçtiğimiz aylarda nitelikli çoğunlukla kabul edilen Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Raporu, artık soyut bir niyet beyanı olmaktan çıktı; Haziran ve Temmuz aylarında Meclis genel kuruluna inmesi beklenen somut bir "Kök Yasa" teklifine dönüştü.

Ancak Ankara koridorlarında yankılanan bu yasama trafiği, sadece hukuki bir metnin oylanmasından ibaret değil.
Ortadoğu’nun, Suriye ve Irak hattının bölgesel dinamiklerle sarsıldığı bu kritik eşikte "Devlet Aklı", terör kamburunu Türkiye’nin sırtından ebediyen indirmek için makro-stratejik bir hamle yapıyor.
Tam bu noktada, DEM Parti TBMM Başkanvekili Pervin Buldan’ın Van’da yaptığı son açıklamalar, masadaki yasa taslağının yönünü ve meşruiyet arayışını tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi.
İmralı’da 3 Saat: Masadaki Taslak Kimin Vizesinden Geçecek?
Pervin Buldan’ın, Mithat Sancar ve Özgür Faik Erol ile birlikte 24 Mayıs 2026 tarihinde İmralı Adası’na giderek Abdullah Öcalan ile 3 saatlik kapsamlı bir görüşme gerçekleştirdiklerini bizzat açıklaması, sürecin seyrine dair spekülasyonları bitiren en net done oldu.
Buldan’ın satır aralarından sızan en çarpıcı itiraf ise yasa yapım tekniğinin ve takviminin doğrudan İmralı ile senkronize edildiğidir.
Buldan, "Bu sürecin zamana yayılmayacak kadar acil olduğunu" ve "Bayramdan sonra temasları bitirip, hazırlanan yasa taslağını yeniden Öcalan’ın onayına/görüşüne sunmak üzere İmralı’ya gideceklerini" ilan etti.
Bu durum, önümüzdeki 1,5 aylık Haziran-Temmuz kesitinde Meclis’e gelecek olan yasal düzenlemenin, İmralı’da varılacak bir mutabakatın ardından genel kurula indirileceğini gösteriyor.
Hedeflenen formül; torba yasalara sıkıştırılmış geçici maddeler değil, örgüt mensuplarının silah bırakarak Türkiye’ye dönüşünü veya üçüncü ülkelere geçişini yasal güvenceye bağlayacak 7-8 maddelik bir "Müstakil Çerçeve Kanun" modeli.
Devlet Aklının Kırmızı Çizgisi: "Millet Vicdanı" ve Af Paradoksu
İmralı ve DEM Parti kanadı yasal zeminin bir an önce kurulması ve cezaevlerini de kapsayacak geniş bir hukuki temizlik için bastırırken, Ankara bürokrasisi ve Cumhur İttifakı bloku konuya çok daha çetin bir filtreden bakıyor.
Komisyon raporunun satır aralarında da açıkça görüldüğü üzere, devletin buradaki ana mihenk taşı: Toplumda "cezasızlık" ya da bir "Genel Af / İnfaz Affı" algısı yaratmamak.
Numan Kurtulmuş’un ifadesiyle, "Devlet aklıyla millet vicdanını koruyan" o hassas terazi burada devreye giriyor.
Yasama tekniği açısından taslak; suça karışmamış, silahı kesin olarak bırakma iradesi göstermiş unsurların topluma entegrasyonu için Türk Ceza Kanunu (TCK) Madde 221 (Etkin Pişmanlık) hükümlerini revize eden, ancak şehit yakınlarının ve toplumsal vicdanın bam teline basmayan bir "belirlilik ilkesi" üzerine kurulmak zorunda.
Devlet, sahada terörün lojistik ve finansal damarlarını yapay zekâ destekli siber sistemlerle kurutmaya devam ederken; hukuki sahada ise teslim olanı dönüştürecek rasyonel bir kapı aralamak istiyor.
Bölgesel Zorunluluk ve Güney –Doğu Anadolu Aksı
Bu yasanın Meclis’ten geçmesi, sadece Ankara’da bürokratik bir başarı değil, Diyarbakır, Van, Batman ve Mardin başta olmak üzere bölge illerinde devasa bir sosyo-ekonomik kalkınma dalgasının fitilini ateşlemek anlamına geliyor.
Komisyon raporunda açıkça itiraf edildiği üzere, terörün Türkiye’ye yıllık maliyeti 100 milyar ile 240 milyar dolar arasında değişiyor.
Bu kaynağın bölgeye, yerel üretime, istihdama ve ticarete akması, bölgedeki gençlerin terörün insan devşirme mekanizmalarından tamamen koparılması demektir.
Pervin Buldan ve DEM Parti kanadının "Ortadoğu’daki konjonktür değişmeden bu iş bitmeli" aceleciliği, aslında Suriye ve Irak’taki sıkışmışlığın bir itirafıdır.
Devlet aklı ise bu sıkışmışlığı, Türkiye’nin iç barışını kalıcı kılacak ve uzun süredir ertelenen "sivil, kapsayıcı ve sivil anayasa" hedefinin önünü açacak bir kaldıraç olarak kullanma niyetinde.
Son Söz: Meclis Tarihi Bir Sınavda
Önümüzdeki Haziran ve Temmuz ayları, Ankara’da kelime kelime, madde madde hesaplanan çok çetin bir yasa pazarlığına sahne olacak.
Taslağın İmralı vizesinden geçirilmek istenmesi masadaki realitenin bir parçası olabilir; ancak bu yasanın gerçek vizesi, Türk milletinin vicdanı ve TBMM’nin egemenlik iradesidir.
Eğer devlet aklı, toplumsal kabulü zedelemeden terörü tasfiye edecek o "kod kanun" mimarisini başarıyla inşa edebilirse, Türkiye yüzyılın en büyük prangasından kurtulacaktır.
Aksi takdirde, yasa yapım sürecindeki en ufak bir algı kazası veya esneme, toplumsal kutuplaşmayı daha da derinleştirme riski taşımaktadır.
Meclis, tarihi bir sınavın eşiğindedir.
Masadaki Mayınlar: "Terörsüz Türkiye" Yasasını Bekleyen 4 Büyük Tehlike
Ankara yasama mutfağında kelime kelime örülen bu süreç, tarihin en büyük barış hamlesi olma potansiyeli taşıdığı kadar, rüzgâr tersine döndüğünde ülkeyi çok daha derin bir kutuplaşma girdabına sürükleme riskini de içinde barındırıyor.
Devlet aklının önündeki en büyük sınav, bu stratejik mimariyi kurarken sahadaki dinamik tuzaklara basmamaktır.
Kulislerden sızan parametreler ışığında, Haziran-Temmuz kıskacındaki yasayı bekleyen temel tehlikeler şunlardır:
1. "Af" Algısının Toplumsal Hafızayla Çarpışması (Kamuoyu Refleksi)
Yasanın önündeki en kırılgan fay hattı, toplumsal vicdandır. Pervin Buldan’ın işaret ettiği "örgüt mensuplarının dönüşünü kolaylaştıracak çerçeve yasa" talebi ile Numan Kurtulmuş’un liderliğindeki komisyonun "kesinlikle af mahiyeti taşımayacak" kırmızıçizgisi arasındaki makas oldukça açık.
Eğer TCK 221 revizyonu ya da esneme formülleri, halkın algısında gizli bir "İnfaz Affı" veya "cezasızlık" olarak kodlanırsa, bu durum iktidar bloku için devasa bir toplumsal tepkiye dönüşebilir.
Şehit yakınlarının ve milliyetçi hafızanın rızası üretilmeden atılacak aceleci bir adım, yasanın Meclis'ten geçse bile sosyolojik olarak meşruiyetini kaybetmesine neden olabilir.
2. İmralı Taslağının "Yargı Muafiyeti" Kıskacı ve Hukuk Krizi
Sürecin yasal zemine oturtulması istenirken en büyük tehlikelerden biri de hukuk düzeninin yara almasıdır.
Örgüt lider kadrosunun ya da suça karışmış isimlerin durumunun ne olacağı sorusu tam bir kördüğümdür.
Eğer İmralı vizeli taslak, Anayasa'nın eşitlik ilkesini ve ceza adaletini zedeleyen "kişiye veya gruba özel" yargı muafiyetleri içerirse, bu durum Anayasa Mahkemesi'nden (AYM) dönebilir. Hukuk düzeninin "belirlilik" ilkesi çiğnendiği takdirde, devlet kendi eliyle bir yargı krizinin kapısını aralamış olur.
3. Bölgesel Konjonktürün Kaygan Zemini (Suriye ve Irak Sürprizleri)
DEM Parti kanadının "Ortadoğu’daki dengeler değişmeden bu iş bitmeli" diyerek takvimi Haziran-Temmuz’a sıkıştırma aceleciliği, aslında iki ucu keskin bir bıçaktır.
Suriye’nin kuzeyindeki aktörlerin ve uluslararası güçlerin (ABD ve Rusya gibi küresel oyuncuların) sahada atacağı öngörülemeyen adımlar, iç sahada örülen barış mekanizmasını sabote edebilir. Sınırdaki silahlı unsurların iradesinin tam olarak kontrol edilemediği bir senaryoda, Meclis'te yasa görüşülürken sahada gerçekleşecek tek bir provokatif eylem, tüm süreci bir gecede havaya uçurmaya yetebilir.
4. Siyasi Rant ve "Erken Seçim" Malzemesi Yapılma Riski
Böyle makro-stratejik bir hamle, doğası gereği iç siyasetin en sert polemik konusu olmaya adaydır.
Muhalefet blokunun "şeffaflık" üzerinden yürüteceği sert muhalefet ve taslağı bir "pazarlık" olarak nitelendirmesi, yasanın içeriğinden ziyade siyasi bagajının tartışılmasına yol açacaktır. Sürecin, cumhurbaşkanlığı seçimi ya da olası bir anayasa referandumu için "siyasi bir takas" olarak algılanması, yasanın arkasındaki devlet aklını gölgeleyerek projeyi sıradan bir seçim stratejisine indirgeme riski taşımaktadır.

Stratejik Uyarı: Terörün lojistik ve finansal damarlarını kesmek teknik bir başarıdır; ancak toplumsal kabulü inşa edememiş bir yasama hamlesi, en mükemmel hukuki metin dahi olsa ölü doğmaya mahkûmdur.
Ankara, kelimelerin savaşına sahne olurken, milletin gözü adaletin terazisindedir.

Bu satırların yazarı olarak siyasi tarihimize şu notu düşüyorum;

TBMM den çıkacak yasal zeminin neyi, nasıl sağladığına bakmaksızın şu sözümü kayda geçiriyorum

TERÖRE BİR ŞEKİLDE BULAŞMIŞ TÜM KİŞİLER DEVLETLE KOLAYCA BARIŞSA BİLE MİLLETLE UZLAŞMA KOLAY OLMAYACAKTIR.

BİTTİ

Author’s Posts

Please fill the required field.
Image